Pages

18 Aralık 2014 Perşembe

Zaman...

      
Yaz başıydı gittiğinde. 
Bir aşkın ilk günleriydi daha. 
Aşk mıydı, değil miydi? Bunu o günler kim bilebilirdi? 
"Eylül'de aynı yerde ve aynı insan olmamı isteyen" notunu buldum kapımda. 
Altına saat: 16.00 diye yazmıştın, ve saat 16.04'tü onu bulduğumda.
    
Daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını
Takvim tutmazlığını
Aramızda bir düşman gibi duran 
Zaman'ı
Daha o gün anlamalıydım
Benim sana erken
Senin bana geç kaldığını


Murathan Mungan

1 yorum:

  1. Nice eylül damladı bu hasretin bağrına,
    Bir hazan daha vurdu penceremde çiçeği.
    Yapraklar savrulurken senin hüzün çağrına,
    Ne dertleri dokuttu, Sensizliğin gerçeği

    Lacivert gecelere hüzün yıldızı kondu.
    Ay bile melül mahzun yalnızlığa sarılır.
    Seherin son şavkında sanki umudum dondu,
    Yokluğundan varları kim görse ölü sanır.

    Zülfüne ak deyince demlendi yine hasret,
    Yırtıldı hep rüyalar, Senli sabahlar. Niçin?
    Eyyûb olsa kâr etmez, buna gel de Sen sabret!
    Beklemek bir âr oldu günahkâr benden için.

    Vatanımın bağrında garip bir hüzün anı,
    Sensizlik dağlarımda, kar saçıma ak oldu.
    Değişti bedenimin zamanı ve mekanı,
    Yokluğun baharlara kurulu tuzak oldu.

    Arzularım şahlanır adın anınca bu dil.
    Beynimde çevriliyor Senli geçen her dünüm.
    Vuslata ermez ise bu geda inan sefil,
    Bağrına bastığın gün bil ki gerçek düğünüm.

    Güllere hazan değmez, değer hüzün dediler,
    Câna hiç doyum olmaz ama can fedâ yare.
    Seninle vuslat dedim, belki güzün dediler,
    Gülen; ufkundan dönüp bakamam ben ağyare…

    YanıtlaSil