Pages

30 Aralık 2014 Salı

Hüzün



Bir hüzün hastalığıdır şiir,
devası,
gözlerine vurulmuş bir adamın kağıdı sevmesidir..
Başka türlü geçmez çünkü,
bir eline çay alırsın,
kulağın yağmur sesine rezerve,
diğer elinden nakaratlar dökülür,
göz yaşına buruşuk kağıtlara.
Anlaşılmana gerek yoktur çocuk,
anlamazlar,
sen seversin
onlar yazıyor sanırlar..

alıntı

18 Aralık 2014 Perşembe

Zaman...

      
Yaz başıydı gittiğinde. 
Bir aşkın ilk günleriydi daha. 
Aşk mıydı, değil miydi? Bunu o günler kim bilebilirdi? 
"Eylül'de aynı yerde ve aynı insan olmamı isteyen" notunu buldum kapımda. 
Altına saat: 16.00 diye yazmıştın, ve saat 16.04'tü onu bulduğumda.
    
Daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını
Takvim tutmazlığını
Aramızda bir düşman gibi duran 
Zaman'ı
Daha o gün anlamalıydım
Benim sana erken
Senin bana geç kaldığını


Murathan Mungan

17 Aralık 2014 Çarşamba

LAL...

Sükûtun da sesi var ama onu anlayacak yürek lazım.



- alıntı -

1 Ekim 2014 Çarşamba

Eylül'dü



Eylül’dü.

Dalından kopan yaprakların
Sararan yanlarına yazdım adını
Sahte bir gülüşten ibarettin oysa.
Ve hiç bilmedin ellerimin soğuğunu.
Eylül’dü.
Di’li geçmiş bir zamandı yaşadığımız
Adımlarımızın kısalığı bundandı
Bundandı gözlerimin durgunluğu.
Sarı sıcak cümlelerde sözün kadar yalan,
Ellerin kadar ıssız,
Sen kadar zamansız molalar veriyordum
Ve çocuksu bir bencillikti hüznümüz.
Eylül’dü.
İzlerini çizdiği zaman ansızın gidişin,
Şimdi yoktu bi anlamı suskunluğun.
Çırılçıplak kalakaldım sessizliğinin orta yerinde.
Sonra sesime yankı vermeyen uçurumlar kıyısında yürüdüm bir zaman
En çok sesini aradım.
Gözlerinse asılı bıraktığın yerdeydiler hâlâ.
Gözlerini sildi zaman..
Dedim ya… Eylül’dü.
Savruluşu bundandı kimsesizliğimizin.


Cemal Süreya

29 Eylül 2014 Pazartesi

26 Eylül 2014 Cuma

HOW GO I LOVE THEE ( sone 43 )


How do I love thee? Let me count the ways. 
I love thee to the depth and breadth and height 
My soul can reach, when feeling out of sight 
For the ends of Being and ideal Grace. 
I love thee to the level of every day’s 
Most quiet need, by sun and candlelight. 
I love thee freely, as men strive for Right; 
I love thee purely, as they turn from Praise. 
I love thee with the passion put to use 
In my old griefs, and with my childhood’s faith. 
I love thee with a love I seemed to lose 
With my lost saints, - I love thee with the breath, 
Smiles, tears, of all my life! - and, if God choose, 
I shall but love thee better after death.



Elizabeth Barrett Browning (1806-1861)


Bu kadar iyi anlatılabilirdi...

25 Eylül 2014 Perşembe

Dünyanın En Güzel Kadını




Annem dünyanın en güzel kadınıydı
En güzel gülümseyen kadını...

Suya şeker katsa
Sütlaç olurdu
Toprağa kül dökse / Gül...

( Bu şiirin şairi kim bilmiyorum. Ama bir şey var, annesi çok şanslıymış doğrusu... )

2 Eylül 2014 Salı

Kaybetmek...

Keşke tanımadan kaybetseydim seni...
Neyi kaybettiğimi bile bilmezdim o zaman; tıpkı neyi kazandığımı anlamadığım gibi.
Böylesi daha az acıtırdı içimi...

Kahraman Tazeoğlu


27 Haziran 2014 Cuma

İyi Şeyler



İyi şeyler İNANdığında

Daha iyi şeyler SABRETtiğinde 

En iyi şeyler hiç VAZGEÇMEdiğinde gelir.

28 Mayıs 2014 Çarşamba

Olgunlaşmak



Artık eskisi gibi her hafta sonu birileri ile dışarı çıkmak istemiyorum. Beni yoran ilişkiler, yeni tanışmalar, yeni yüzler aramıyorum. Eski dostlukların da özetini çıkarmaya başladım.


İlişkilerde tasarrufa gidiyorsun her şeyde olduğu gibi ve gereksiz insanları hayatından atmak istiyorsun.

Yapmacık, inanmadan konuşmak istemiyorum artık.

Beni anlamayanlarla konuşmak cümle kirliliği yaratıyor ve hak edenlere saklıyorum enerjimi.

İstediğime istediğimi deme özgürlüğüne sahibim, eleştirme hakkını oluşturan yaşamışlık ve yeterli yaş faktörü artık bende de var.

'Ben demiştim' ,'ben bilirim', 'ben zaten anlamıştım',

Sendromunda olanlarla arkadaşlıkları bir kez daha sorguluyorsun. İlişkilerini sadeleştirmeye başlayınca sıra iyi ve kötü gün dostlarını ayıklamaya geliyor. Kötü gün dostlarını belirliyor ve onlara daha çok önem veriyorsun.

İyi gün dostu bulmak ne kadar kolaysa kötü gün dostu bulmak bir o kadar zor, biliyorum.

Dostlar ihtiyaç olduğunda göçmen kuşlar gibi sıcağa uçuyor ve sadece seninle birlikte sürüden ayrı düşenler kalıyor.

Zamanın ne kadar kıymetli olduğunu öğreniyorsun buralara kadar gelirken.

Uzun düz otobanlardan olduğu gibi, kestirme bozuk yollardan da ulaşabilirsin hedeflerine.

Kestirmeleri de öğrendim gide gele.

Boş geçen her saniye değerli artık.

Daha yapılacak çok şey var ama, kendimi çok yormaktan çok hırpalamaktan yana değilim.

Gerektiğinde 'HAYIR' demeyi öğrendim ve bu kelime başta karşındakine kırıcı gelse de senin için hayat kurtarıcı olabiliyor.

Sevgiye önem vermek gerektiğini, zamanı geldiğinde elinde sadece sevginin kalacağını biliyorum.

Sevgi paylaşıldıkça oluşuyor, olgunlaşıyor.

Aileme ve seçtiğim tüm dostlarıma daha önce göstermediğim sevgi, anlayış ve ilgiyi gösteriyorum. Biliyorsun ki gidenlerin ardında sadece iyilikler kalıyor, ne kadar sevgi dolu olduğu hatırlanıp anılıyor.

Bana çok genç olduklarını hatırlatırcasına nedense tecrübelerimi, fikirlerimi sormaya başladılar.

Vereceğim cevaplar belki çok anlamsız geliyor ama yine de dinliyorlar ama ben biliyorum ki yasamadan hiçbir şey öğrenilmiyor.

Yasamışlığın oluşturduğu bir alçak gönüllülükle gülüyorum içimden sadece.

Artık daha şık giyiniyorum, senelerle birikmiş dolaplar dolusu kıyafet var ve bunları kendimle paylaşmalıyım.

Önce kendine güzel görünmelisin, kendi zevkime göre giyinmek istiyorum, böyle hissediyorum.

Modaya uymak adına popumun sığmadığı düşük bel pantolonlara sığmıyorum diye kendimi üzme tercihini de kullanabilirim .

Ayıp, günah yada ne derler korkuları çoktan geride kaldı.

Dostlarıma, kendimize yemek yapmak hoşuma gidiyor. Mutfak eskiden bir zulüm iken şimdi zevk aldığım mekanlar arasına giriyor.

Farklı lezzetler denemek güzel ve kendi lezzetimi kendimde yaratabileceğim belli bir damak zevkim ve mutfak kültürüm oluştu.

Sonra Sezen'in şarkısındaki gibi anneni daha sık düşünüyorsun ve hatta anlıyorsun.

İşte bu yeni alışmaya başlanan ve giderek hoşa giden yeni duruma olgunluk deniyor.

Yasamışlığın, görmüşlüğün, geride kalmış üflenmiş doğum günü mumlarının bir sonucu kendiliğinden ortaya çıkıyor hayatın bir dönemecinde bu olgunluk.

Ne zaman dersen herkese göre, ne kadar dolu yasadığına göre değişiyor bu olgunluk çağına ermek.

İnanın bana hayattaki düşüşler, zor alınan virajlar bu zamanı hızlandırıyor.

Kendi dünyanın küçüklüğünü keşfetmek ve buna rağmen kendinin kıymetini bilmek çok ise yarıyor.Bir gün hepimizin bu huzurlu olgunluğu bulmasını diliyorum...

-Can Dündar

11 Nisan 2014 Cuma

Kurşuni Renkler


Gökhan Türkmen - Kurşuni Renkler


Bir sabah saçlarımı okşayıp da rüzgar
İzlerini sürüp de gidecek beyaz beyaz
Ve güneş aynaya baktığımda çizgilerden
Yeni bir yüz gösterecek üzülerek biraz
Yok olmaz erken daha
Biraz geç kalın ne olur
Hiç hazır değilim henüz
Ne olur baharlarımı bırakın bir süre daha
Tanıdık değil bana güz
Yok olmaz dur
Dur gidemezsin
Gözlerimin rengi dur
Bulutlara dönemezsin
Yok alamazsın
Beni deli zaman
Ömrüme o kurşuni renkleri süremezsin
O gün başka renkte ağaracak biliyorum
Ve zorla değil ya o rengi hiç sevmiyorum
Ne olur sanki biraz daha zaman verseniz

Yıllar öfkenizi hiç mi hiç anlamıyorum

Sezen Aksu

5 Mart 2014 Çarşamba

Nice güzel yıllara...Sizlerle...

Hayat, ona ne taraftan baktığınızla ilgili şekilleniyor. 
Güzel bakmak, her şeyi daha da güzel gösteriyor.
Her ne olursa olsun, yaşanan her şeyin bir "kazanım" olduğunu da unutmamak gerekiyor. 
Kazandıklarımız, anılarımızda bizimle kalıyor ve buna da "tecrübe" deniyor.
Güzel şeyler tecrübe etmeyi, tecrübe ettiklerimizin güzel yönlerini görebilmeyi nasip etsin Allah'ım.

Yaş 35 bugün...
Yolun yarısı mı? Bilinmez...
Ama ben hep, o yola yeni başlıyor gibi hissedenlerdenim, hala çocuğum, sanki hiç büyümedim..

Bu hayattaki 35 senemde yanımda olan, bana değer katan, ömrümü "hayat" tadında geçirmemde emeği olan, hep içimde yaşayan ve yaşayacak olan sevdiklerim...
İyi ki gelmişim şu dünyaya.
İyi ki sizi tanımış, güzel "tecrübe"lerle sizinle aynı "hayat"ı paylaşmışım...
Nice mutlu yıllara...

Hilal Timur
05.03.2014



Yaş otuz beş! yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.

Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allahım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman görünürsünüz,
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?

Zamanla nasıl değişiyor insan!
Hangi resmime baksam ben değilim.
Nerde o günler, o şevk, o heyecan?
Bu güler yüzlü adam ben değilim;
Yalandır kaygısız olduğum yalan.

Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;
Hatırası bile yabancı gelir.
Hayata beraber başladığımız,
Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;
Gittikçe artıyor yalnızlığımız.

Gökyüzünün başka rengi de varmış!
Geç farkettim taşın sert olduğunu.
Su insanı boğar, ateş yakarmış!
Her doğan günün bir dert olduğunu,
İnsan bu yaşa gelince anlarmış.

Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!
Her yıl biraz daha benimsediğim.
Ne dönüp duruyor havada kuşlar?
Nerden çıktı bu cenaze? ölen kim?
Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar?

Neylersin ölüm herkesin başında.
Uyudun uyanamadın olacak.
Kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın olacak,
Taht misali o musalla taşında.

Cahit Sıtkı Tarancı

19 Şubat 2014 Çarşamba

Bir Bilsen...


Bu şarkıyı daha önce neden dinlemedim dedim.
Güzel değil mi sizce de ?