Pages

ALİ ULURASBA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ALİ ULURASBA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Nisan 2010 Cumartesi

Felluce


Medeniyetin Felluce çağındayım.

Ne tarafa dönsem kan,

Baba uyan,

Ey uyuyan dünya uyan.

Çocuğundur artık kanayan.

Baba uyan, uyandır kardeşimi,

Kim bizi postallar altında ezen?

Bizi kirleten kim?

Saçından sürüklenen kardeşim nerede?

Nerde kayarken dilek tuttuğum yıldızlar.

Kirpiklerime yağan sabah güneşi.

Elimi uzattığımda dokunduğum gökyüzü, nerede?

Nerede, her hafta pazara giderken

Sımsıkı tutunduğum o nasırlı ellerin?

Rahmet mi bu yağan baba?

Yoksa azap mı?

Sanki bir kapı açılıyor düşümde,

Masalımın ilk çağından,

Kör bir kuyuya düşüyorum.

Güneşin imparatorluğundan,

Karanlığın zaferi çıkıyor karşıma.

Yarım kalan düşlerimde.

Masal yüzlü bebekler ağlıyor hala.

Filistin duvarında,

Çocuğuna sarılan bir baba,

Kudurmuş bir işgali,

Dünyanın beynine kazıyor.

Necef de, Bağdat da, Çeçenya da,

Bir çağ yanıyor baba,

Bir çağ yanıyor ve bir kez daha yıkılıyorum.

Ve bir kez daha adım kanlarla

Zulmün kitabına yazılıyor.

Böyle mi olmalıydı baba.

Bükülmeyen bileyin,

Taşlarla kırılmalı.

Adın teröriste çıkmalıydı.

Senin katilin aklanmalı.

Bir imparatorluğun

Nazar boncuğu Mostar, yıkılmalıydı,

Böyle olmamalıydı baba.

Böyle olmamalıydı,

İşgale karşı koymanın bedeli

Senin kapanan gözlerini seyretmek,

Olmamalıydı.
Baba uyan, ne olur uyan

Evladındır artık kanayan.

Haçlı seferlerinde hep,

Hep ben ölmeliydim öyle mi?

Doğudan, batıya,

Her mezara kendimi gömmeliydim.

Böyle miydi baba?

Oysa Tuna nehri kadar özgürlüktüm ben,

Dicleydim, Fırattım vatandım ben.

Bir avuç su, bir karış toprak,

Değildim ben.

Baba ne kaldı şimdi Felluce den?

O da yanıyor şimdi, Musul gibi,

Kerkük gibi, Filistin gibi.

Yanıyor sapan taşlarının,

suskun dilindeki ateşten.

Kimin olursa olsun artık,

Bu kanlı zafer.

Adını kim koyarsa koysun bu zalim çağın.

Eğer camide vuruyorlarsa yaralı bir babayı camiden.

Bu zulme alkış tutan,

Bu zulme sessiz kalan,

Herkes utansın.

Baba uyan, evladındır şimdi kanayan.

Ey bana büyük, kainata küçük dünya,

Sen yabancı değilsin çocuk ölümlerine,

Ana yüreğinin böyle göğüsten sökülmesine,

Şahitliğin taa Kızılderili kabuslarından.

Çok ağladığın olmuş zenci kölelerin,

Zincirli bembeyaz ellerine.

Sen onları da kurtaramamışsın ya.

Eyvah! Eyvah!

Şimdi, şimdi ne Mescid-i Aksa,

Ne Süleyman mabedi,

Hatırla,

Alnından vurulan Ramazan’ı

Bayrama yetişemedi.

Şu kan kusan ağzında,

Bayat bir şekeri bile çiğneyemedin.

Uyan baba, baba uyan!

Utan ey uyuyan dünyam utan,

Düşlerime daha turnalar girecekti.

Uyan! Utan! Utan.

Ali Ulurasba
 

Sokak Çocuğu

Sayfa no yok
Cilt no yok
Hane no yok
Ana adı, ben sokak çocuğuyum abi
Hani şu uçurtması gökyüzünde asılı kalan,
Bilyelerini rüyalarında unutan,
Ve oyuncaklarını masal kahramanlarına çaldıran,
Çocuk varya o benim işte, o benim abi...
Sahi bir annem olmalıydı dimi
Ben dudaklarımda sokakları besteliyorum oysa
Sahi abi tadı nasıldı anne sütünün
Anneler nasıl okşardı çocuklarını
Anne kokusu nasıldır kim bilir
Ana ha, bir anne çizebilirmisin benim için
Karanlığın kar soğuğu parmak uçlarına bir anne
Ve yanına beni eklermisin abi
Tıpkı suluboya resimlerdeki gibi sımsıcak
Sahi abi senin gözlerini kesmiyor değil mi
Bir köprünün soğuk, gergin ve karanlık bedeni
Sahi sen hiç seyrettin mi aydedeyi bir köprünün altından,
Üşüdün mü abi kayan bir yıldıza bakarken,
Boşver...
Gel boyat istersen ayakkabılarını
Ben şu ayakkabıların bağcıklarından asılıyorum hayata
Gel boyat ayakkabılarını
Boyatta resmi çıksın dostun, düşmanın tüm kaldırımların
Sayfa no yok
Cilt no yok
Hane no yok
Yokların varlığında tam göbek bağından hiç yakalandın mı hayata
Bir de bir de babam olmalıydı di mi?
Beni dövecek bir babam bile yok biliyor musun?
Nasırlı ellerinde şevkat arayacağım bir insan
Kimbilir, bayramlarda neler alır babalar çocuklarına
Unutmuşum, bayramlarınız da vardı sizin öyle değil mi, arifeleriniz
Bayramlarda temize çekilen dostluklar vardı sonra
Oysa ben kırık dökük ıslıklar ısmarlıyorum güneşe ve mehtaba
Yankısız, bestelenmemiş ve bestelenmeyecek serseri ıslıklar
Bir babam olsaydı belki yeterdi
Çocuk olurdum eskisi gibi, şımarırdım öylesine
Boşver abi...
Kimin neyine bayram, kimin neyine hediye
Baba kimin neyine abi
Sahi senin düşlerin vardır
Göremediğin rüyanın düşünü kurar mısın hiç
Ahmet bir düş görmüş geçenlerde
Köprü altında tanıştık, soğuk ve geç gelen bir gecede
Utanırken anlattı, anlatırken utandı.
Bir ip bağlamış gökkuşağına,
Bak ana diyormuş uçurtmamı gördün mü,
Ya uçurtmamın gölgesinde bilye oynayan çocukları.
Ahmet'in düşü işte...
Bana düşlerini kiralar mısın abi,
Bedava boyarım ayakkabılarını,
Bana düşlerini, düşlerini abi
Boşver, boşver...
Bak iyi parlayacak bu ayakkabılar,
En parlak ayakkabılarınla yürüyeceksin yaşama
Sen düşünme, sokaklar düşünsün beni,
Gazete manşetleri,
Üçüncü sayfa haberleri düşünsün,
İsimsiz bir damla gözyaşı düşünsün,
Sen beni düşünme, düşünme be abi...
Nasıl olsa ben,
olmayan ayakkabılarımın sıcaklığıyla basıyorum tüm kaldırımlara,
Olmasa da anne babası sokakların
Sokak çocuğuyum ben, sokak çocuğuyum...
Kazanılmadan kaybedilmiş bir geleceğin herhangi bir yerinde,
Ben sokak çocuğuyum abi,
Hani şu uçurtması gökyüzünde asılı kalan,
Bilyelerini rüyalarında unutan,
Oyuncaklarını masal kahramanlarına çaldıran çocuk varya,
İşte o benim, o benim abi, o benim abi...


Ali Ulurasba

Ellerim Üşürdü

ellerim üşürdü ,üşürdüm.
şehrin vitrinlerinden kayardı düşlerim
seni düşünürdüm.
sense, bir başka mevsimde sağanak halinde yağardın
başka ülkelere sımsıcak.
ellerim üşürdü.
nikotin kokan ellerim üşürdü ve...
bir sigara daha yakardım.
şehir ıslanırdı duman duman.
çocuklar uyanmış olurdu
düşlerini kaybetmeden uykularından
benimse kabuslarım kese kağıdı buruşukluğunda
asılı kalırdı gündoğumlarına.
ellerim üşürdü
ellerim üşürdü, donardı.
donardım teninin yokluğuna değince ve
bıçak ağzı bir yalnızlık ikiye bölerdi her şeyi.
bir yarısı sen olurdun her şeyin, bir yarısı ben olurdum hiçbir şeyin.

ellerim üşürdü, üşürdüm.
bir bardak çay ve taze bir simit gibi kokardı rutubetli geçmişim.
küçük bir saçak altı kahvesinde güneşi soğuturdum. sonra denize karşı
kimsesiz bir adam gibi dalgalar hıçkırıklarımı boğardı.
Varlığına açken, muhtaçken bir lahza görmeye seni.
ellerim üşürdü, üşürdüm ve doyardım yokluğuna.
donardım. martılar göç ederdi,
demirlerdi tüm gemiler limana boşalırdı deniz
yürüyüp çıkardı balıklar tuzlu bir yaşamın soluk aralarından.
seni düşünürdüm. su olurdum, toprak olurdum, kuş olurdum ama
yaşam olmayı beceremezdim. sensizliğinde acemi bir ölümü karşılardım.
beceremezdim ölmeyi.

ellerim üşürdü,üşürdüm.
tanıdık bir adam sesine karışırdı hüzünlerim.
kapanan bir kapı sesine kilitlenirdim.
duvar duvar karanlık büyürdü içimde yollar,
ne bir köşe başı, ne bir viraj ne dur ne durak
adımlarım soluklarını arardı kayıp yollarda
sonra, bir kadın çığlığı kayardı yıldız yıldız.
önce ilk bahar defnedilirdi karınca ayazında
sonra bir pervane yanardı.
gözlerimin sırılsıklam aydınlığında
kanatlarına işlerdi yaşanmamış bir yaz kelebeklerin.
sonbahar geçerdi, kar yağardı.
ellerim üşürdü üşürdüm
ve şubatla biterdi bir masalın son cümlesi
seni düşünürdüm..

Ali Ulurasba